İSRAİL ALLAHIN LANETİ ÜZERİNE OLSUN...HER YER FİLİSTİN HEPİMİZ FİLİSTİNLİYİZ...KÜFÜR TEK MİLLETTİR HA İSRAİL HA RUSYA HA AMERİKA...

BAĞIMSIZ BİRLEŞİK KUZEY KAFKASYA

25/7/2009 - Ergenekon, Masonlar, Çerkesler - 3

Masonlar, Ergenekon, Çerkesler -3-
 
Erol Karayel
 
Osmanlı Rus Savaşlarında Yahudi-Masonlar
İlk masonlarda Yahudi yoksa da, on sekizinci asırdan sonra Yahudiler masonluğa girmeğe ve orada müstesna mevkileri ele geçirmeğe muvaffak oldular. Farmasonluk Yahudiler için siyasi, sosyal ve kültürel davalarının tahakkukunda büyük bir vasıta oldu.[1] Viyanalı mahkeme reisi Holzinger, “Viyana’da her 100 mason arasında muhakkak ki 102 Yahudi vardır”  sözleriyle localardaki Yahudi yoğunluğuna nükteli bir şekilde dikkat çekmiştir.

19. yüzyılda, Osmanlı da, Çarlık Rusyası da Yahudilerin üzerine hesap yaptığı ve yönetimlerine müdahale ettiği ülkelerdir.  

Peki, Yahudilerin Osmanlı ve Çarlık Rusyası ile ne alıp veremediği vardı?


“Çarlık Rusya'sında ortaçağdan beri Yahudilere karsı bir husumet mevcuttur. Ortodoks Hıristiyanlar, Yahudilerin İsa'nın düşmanı olduğuna ve bunların Hıristiyanları Yahudileştirmek istediklerine inanırlardı. Bu nedenle Çar, Hıristiyanlığın koruyucusu olarak Yahudi tüccarların topraklarına girmesine çoğu zaman izin vermezdi.


Polonya'nın büyük bir kısmının Rusya topraklarına katılmasıyla, burada bulunan büyük Yahudi nüfusu Rusya sınırları içerisinde kaldı. Yüz binlerce Yahudi'nin Rusya'nın yönetimi altına girmesi Rus Yöneticiler tarafından "Yahudi sorunu" olarak ele alındı.” 


1804 yılında I. Alexander, Yahudileri asimile etmek ve onların mallarına el koymak için bir girişimde bulundu. Bu dönemde Yahudiler kamu ve ekonomik hayattan dışlanırken, devlet okullarına da alınmadılar.


Bizim aşağıda ele alacağımız dönemi kapsayan 1880'li yıllara gelindiğinde Yahudiler ciddi surette dışlanmaya ve ayrımcılığa maruz kaldılar. 1881 yılında II.Alexander'ın bir suikasta kurban gitmesi ve bu olaydan Yahudilerin mesul tutulması üzerine Yahudileri hedefleyen yeni bir şiddet dalgası boy gösterdi. 1882 Mayıs Kanunu ile Yahudiler Anti−Semitik hareketlere maruz kalmaya başladılar. Sonuçta meydana gelen olaylar birçok Yahudi'nin malına ve canına mal oldu. Bu tarihlerde Yahudilere karsı girişilen boykot ve pogromlar neticesinde birçok Yahudi basta ABD olmak üzere çeşitli ülkelere göç etmiştir. 1882 tarihinde başlayan bu göç dalgasıyla 1914 tarihine gelinceye kadar 2 milyonun üzerinde Yahudi Rusya'yı terk etmiştir. 

Yahudilerin diğer toplumlar tarafından dışlanması Siyonist fikirlerin gelişimine sebep olmuştur. Siyonizm hareketi, aslında Avrupa'daki Yahudi düşmanı (antisemitist) hareketlere ve özellikle devletlerin Yahudiler üzerindeki baskılarına bir tepki olarak ortaya çıktı. Siyonizmin ana hedefi de, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan Yahudileri bir araya getirecek bir yurt bulmak ve böyle bir yurt üzerinde bir Yahudi devleti kurmaktı. 
 Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Yahudilerin en önemlilerinden biri Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşayan Yasef Nasi’dir. “Osmanlı sarayında çok önemli görevlere ulaşmış Yasef Nasi siyasal siyonizmden 350 yıl önce İsrail ülkesinde özerk bir Yahudi kolonisi kurmayı tasarlamıştır.”  
 SultanTiberya için Yasef Nasi Sultan tarafından muhtariyet idaresi verileceğini umuyor, burada büyük bir Yahudi yerleşim merkezi kurma hayali besliyordu."  
 "Nasi bütün Yahudileri, imtiyazını aldığı Tiberya'a göçe çağırdı."  "Yasef Nasi, Tiberya'nın etrafını kale duvarları ile çevirmiş, fakat yeterli sayıda Yahudiyi buraya toplayamamıştır. Bunun üzerine padişahtan Kıbrıs Krallığını istemiştir."  
 19. Yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirilen Dünya Siyon liderleri toplantısında çeşitli tekliflerden sonra planlanan Yahudi devletinin Filistin toprakları üzerinde kurulması ve Yahudilerin gruplar halinde bu topraklara yerleştirilmesi için çalışılmasına karar verildi.  
Kendilerini Osmanlı topraklarında gayet rahat hisseden Yahudiler başlangıçta siyonizm hareketine fazla ilgi göstermediler. Hatta II. Abdülhamid, Rusya'da zulüm gören Yahudileri kabul ederek İstanbul ve Anadolu'ya yerleştirmiştir.  Ancak Siyonizm düşüncesini teşkilatlı bir şekilde sahneye çıkaran Yahudi önderleri, zaman içerisinde Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudilerin ileri gelenlerini de yanlarına alarak belirlemiş oldukları hedef doğrultusunda çalıştırmaya başlamışlardır.  
 Siyonizmin belirlemiş olduğu hedefe ulaşılabilmesi için, ilk olarak Filistin topraklarını elinde tutan Osmanlı yönetimine yanaşılması yolu denendi. Aşağıda anlatılacağı gibi bu yoldaki bütün çabalar boşa çıktı ve Sultan II. Abdülhamid Siyonistlere hiçbir taviz vermedi.  
 
Siyonistler, Osmanlı'dan Filistin'de bir toprak koparma çabalarının tümünün başarısızlıkla sonuçlandığını görünce Osmanlı devletini yıkma girişimlerini başlattılar. İşte aşağıda bahsedeceğimiz  İttihad ve Terakki Cemiyeti, Jöntürkler (Genç Osmanlılar) Hareketi hep Osmanlı devletini yıkma girişimlerinin ürünleridir.  
 Yahudiler bu yapılanmaları oluşturmada ve yönetmede masonluğu taşeron olarak kullanmışlardır. 
 
19. yüzyılın siyonist fikirlerin henüz programlı bir şekle dönüşmediği dönemlerinde, Yahudi diasporasının % 65’inin yaşadığı fakat Yahudileri baskı altında tutan Çarlık Rusyası ile “vaat edilmiş toprakları” elinde tutan ve Yahudi yerleşimine izin vermeyen Osmanlı imparatorluğu Yahudiler için “halledilmesi gereken problemler” durumundaydı.
Hem Osmanlı ve Rus ülkelerindeki iç karışıklıkların; hem de 1855 ve 1877’deki Osmanlı-Rus savaşlarının arkasında, Yahudiler, Yahudilerin kontrolündeki İngilizler ile Osmanlı ve Rusya’daki mason locaları vardır.
 Nitekim Abdülhamit Han hatıralarında, “İngiltere, tıpkı Osmanlı ülkesinde yaptığı gibi, Rusya'da da Çar'ı meşrutî idareye zorlamak için ayaklanmalar düzenliyordu”  sözleriyle üzerlerine oynanan oyunu deşifre etmektedir.
“19’ncu asır yalnız Osmanlılar için değil bütün dünya milletleri için hengamelerle dolu bir asırdır. Yahudilerin ve uşakları Farmasonların devletleri teşkilatlandırdıkları, ihtilallere ve tedhişlere mali yardım yaptıkları dönemin başlangıcıdır bu asır... 
 Siyon liderleri bu asırda Filistin'e hakim olmak ve milli bir hükümet kurmak
için azimli kararlar almışlardır. (Bu maksatla) Paris’te “Alliance Universelle Israelite - Dünya Yahudi Dayanışması” komitesi kurulmuştur. İlk hedefleri Osmanlı imparatorluğunu tarih sahnesinden silmektir. Bunu yapabilmek için de Osmanlı imparatorluğu’nun rakipleri olan Rus Çarlığı, Alman Kayzerliği ve Büyük Britanya imparatorluğunu, Osmanlılara karşı kışkırtmak ve aralarında mevcut olan istikrarlı siyaseti iptal etmek zaruri idi...”  
 “Irk itibariyle Slav menşeinden olan halk topluluklarını, Slav Birliği fikri etrafında toplayıp, Slav birliğini tahakkuk ettirmek ve İslam alemini mütemadi surette bunaltmak için Hırvat papazlarından Georbio Kriyaniç (Slav alemine farmasonluğu sokan Yahudi asıllı 33 dereceli mason) 1654’de pan-Slavizm fikrini ortaya koymuştur. Denebilir ki, uyuşuk Slavlara yeni bir hareket bahşeden bu adam olmuştur.  Georgia Kriyaniç, 1654’de Slav birliği fikrini va’z etmesine rağmen uzun müddet bu ideal ele alınmamıştır. Nihayet Çar I. Nikola, Moskova’da 1843’de Birinci Slav Birliği Kongresini toplamıştır. Çar Nikola’yı bu harekete sevk eden Osmanlı İmparatorluğu’ndaki siyasi, iktisadi, kültürel hareketlerdir. Sultan Abdulmecid tarafından “Gülhane”de ilan edilen ıslahatçı “Tanzimat-ı Hayriye Fermanı” biz balkanlardaki Slavlara geniş faaliyet imkanları bahşederken, Osmanlı İmparatorluğunu da nihai bir çöküşe sevk ediyordu.
Nihayet Çarlık şuna kani oldu ki, Slav birliği resmen ele alınmalıdır. Zira Osmanlı İmparatorluğu’nda meydana gelen parlamenter hareket arzusu, Osmanlı birliğini yıkacak ve Slav Birliği’ne Balkanlarda ve Kafkaslarda jeopolitik, jeo teknik tavizler verecektir. 1845’de Moskova Üniversitesi’nde Çarın resmi emriyle M. Soliev, Katkov, Khomyakov ve Aksakov (Bu Slav politikacılarının hepsi 33 dereceli masondur) adlarındaki Slav birliği mütefekkirlerince, hudutlara ilişkin plan ve projeler tanzim edilmeğe, bu fikirler münevverlere empoze edilmeğe başlandı.” 
 
 
Farklılıklar hiçbir zaman şemsiye görevi gören ortak değerlerin önüne çıkmıyor; daha geri planda “ait olduğu çevrelerin bir değeri olarak” yaşıyor, varlığını sürdürüyordu. 
 
Fransız ihtilali sonrasında Yahudiler ve taşeronu masonlar Osmanlı toplumundaki bu ahengi hedef aldılar. Milliyetçi refleksleri kışkırttılar. Meydana gelen istikrarsızlıklarından da kendi  lehlerine sonuçlar devşirdiler.  
 Osmanlı Devleti'nin yönettiği topraklarda ilk milliyetçilik hareketleri, Balkanlar'ın Hıristiyan unsurlarında görülmüştür.  
 Vatan, millet, hürriyet ve eşitlik gibi istismar edilen yüce kavramlar, klasik Osmanlı sistemini sarsmış, Batılı ülkelerin de yönlendirmeleri ile Hıristiyan unsurlar arasında milliyetçilik ve ayrılıkçılık hareketleri görülmüş, çözülme ilk olarak bu unsurlardan başlamıştır. 
 Osmanlının parçalanmasını hızlandıran kavmiyetçi hareketleri Yahudiler taşeronları masonlar üzerinden kışkırtmışlardır. Hatta daha sonra ele alacağımız gibi Türk milliyetçiliğinin teorisyenleri arasında önemli sayıda Yahudi dönmesi vardır. İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin "milli iktisat" politikasının teorisyeni, Cumhuriyet döneminde de CHP'nin ideologlarından olan Tekin Alp (Mois Kohen) bunlardan biridir. Pantürkist (aşırı Türkçü) olarak bilinen Tekin Alp (Mois Kohen), Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün sağ kolu durumundaydı.
Bu ön bilgiden sonra Albay Leonidas Duvas’ın raporundan Yahudi ve masonların Rusya’daki faaliyetlerini okumaya devam edelim:

 “Slavların Balkanlara, Ege’ye ve Akdeniz’e inebilmesi ve Akdeniz havzasına hakim olması için Osmanlı İmparatorluğunu ortadan kaldırmak İcab ediyordu... Çarlık tarafından Osmanlılara karşı vaki olan 1855 ve 1877—78 harpleri bu maksatla yapılmıştır. 1867’de Moskova’da 33 dereceli Farmason Slav Yahudisi Panslavist Polit'in başkanlık ettiği Moskova’daki ikinci Slav Birliği Kongresi’ne Baltık, Kafkasya, Silezya ve Balkanlardan gelen 75 delege iştirak etmiştir ki, bunlardan 65’ini 33 dereceli Farmason Yahudiler teşkil ediyordu.”
  
 “Çarlığın “OHRANA” servisi ile Büyük Britanya’nın “Secret Intelligence Service (Gizli Haberalma Servisi)”i İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Beyrut ve buna benzer vilayet merkezlerinde Farmason locaları açmış ve birçok gafil aydını milli menfaatleri aleyhine kullanmıştır. Biz Yunanlılar da İstanbul’daki “PRODOS” Farmason Locası’ndan, Balkan ve 1. Dünya Harbi yıllarında azami derecede istifade etmişizdir.” 
Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz Makedon tarihçiler ise şunları söylüyor: “Osmanlı İmparatorluğuna “Hasta Adam” teşhisi koyulduğunda, bu hasta adamı bir an evvel öldürmek lehimizde idi. Zira milli hedefimize vasıl olmak için yıllardan tasarruf yapmak zaruri idi. Bu zaruret İstanbul’daki Jön Türklerle, Çarlığın kıymetli sefiri İgnatyev ile sıkı bir surette işbirliğini elzem kıldı.” 
Sultan Aziz yıllarında İstanbul nezdinde sefirlikte temayüz eden Prens İgnatyef de 33 dereceli bir Farmason idi
Burada ismi geçen Nikolay Pavloviç İgnatyev 1864'te İstanbul'a büyükelçi olarak atanmıştı. Panslavizmden büyük ölçüde etkilenmiş olan İgnatyev bu görevi sırasında, Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyan Slavları kurtarmak umuduyla, özerk Sırbistan Prensliği'nin Osmanlılara karşı açtığı savaşı (1876-1877) ve Bulgarların başlattığı ayaklanmayı (1876) desteklemiştir.  
 “Bu küstah Farmasonu adice hareketlere teşvik edenler İstanbul’daki Yahudi dönmeleriyle, jön Türk namındaki Masonlar olmuştu.” 
İgnatyev, Rusya'nın zaferiyle sonuçlanan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra imzalanan ve Rusya açısından daha olumsuz koşullar içeren Berlin Antlaşması'nın (1878) imzalanmasını engelleyemeyince istifa etmek zorunda kaldı ve Rusya’ya döndü. III. Aleksandr'ın tahta çıkmasından sonra, içişleri bakanlığına getirildi. Bu görevi sırasında Yahudilere karşı sürdürülen Pogrom'lara (Planlı katliamlar) (1881) göz yummasıyla dikkat çekti. 
Şüphe yok ki İgnatyev bu pogromlara kayıtsız kalmakla kendisine localardan verilen görevi yerine getiriyordu. Çünkü bu tür katliamlar Yahudiler arasında Siyonist fikirlerin gelişmesi ve Osmanlı elindeki Filistin topraklarına dönüş arzusunun artmasına katkı sağlıyordu.
“Birçok jön Türk OHRANA servisi tarafından maddeten takviye edilerek, İmparatorluğa karşı faaliyetleri artırıldı. Birçoklarının Avrupa’ya firar etmesine azami derecede yardım edildi. Böylelikle Osmanlı Birliği baltalanmış oldu…”
 

“Osmanlı imparatorluğu günden güne mukadder akibeti olan çöküşe gidiyordu... Balkanlarda Orta Şark’ta, Anadolu’da imparatorluğun bütün vilayetlerinde yabancılara hizmeti mukaddes vazife olarak" kabul eden Farmasonlar tarafından localar kurulmuştu. Bu merkezlerin her biri gece gündüz hiç durmaksızın çalışıyor, huzur ve sükunu ihlal edici faaliyetlerini imparatorluğun en küçük kasabalarına kadar yayıyorlardı.”
 
Bütün bu çalışmalar sonucu “1876 yılının Nisan ayında başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayılmıştı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkes, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdı. Ancak batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. 
Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar ise göz ardı edildi.İ
ngiliz meclisinde eline Kuran-ı Kerim’i alarak "Bu kitap müslümanların elinde oldukça, biz onlara hakiki hakim olamayız. Ya bu kitabı müslümanların elinden almalıyız; ya da müslümanları ondan soğutmalıyız"  diyen İngiltere eski başbakanı William Ewart Gladstone (Yahudi), bilim adamı Charles Darwin (Yahudi), yazar Oscar Wilde(Mason) ve yazar Victor Hugo (Mason), İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi (Mason) gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasını sağladılar.”

II. Abdülhamid Döneminde Masonlar
Tüm bu kargaşanın ortasında, V. Murat’ın bunalıma girmesi II. Abdülhamid’in önünü açtı. Abdülhamid Han 31 Ağustos 1876’da, mason Mithat Paşa ve ekibine anayasayı ilân edeceğine dair söz vererek tahta çıktı.Bu arada Balkanlardaki karışıklıklar üzerine İngiltere'nin öncülüğüyle İstanbul'da bir konferans toplanmasına karar verilmişti. Tersane Konferansı adıyla tarihe geçen ve 23 Aralık 1876'da gerçekleşen bu toplantıya Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devletleri katıldı. Osmanlı delegasyonu bu konferansta mason Sadrazam Mithat Paşa'nın önderliğinde bir heyetle temsil edildi. Osmanlı delegasyonu Avrupa devletlerinin önerdiği barış koşullarını reddederek, büyük bir felakete dönüşecek olan Osmanlı-Rus Savaşının yolunu açarken; tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit'i de konferansın toplandığı gün (23 Aralık 1876) ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasi'yi ilan etmeye ikna ettiler. 
 
 

Abdülhamit'in cülusundan sonra, Abdülaziz Han’ı halleden ekibin başında yer alan mason Mithat Paşa, localardan aldığı gücü kullanarak ilk Osmanlı Kanun-ı Esasî'sini (anayasa) hazırlayan encümenin başına geçti. 17 Aralık 1876'da yine bir mason olan Rüştü Paşa’nın istifası üzerine de sadrazamlığa (başbakanlığa) atandı.
Mithat Paşa bütün istediklerini elde etmesine, yaptırmasına rağmen rahat durmuyordu. Abdülhamit Han hatıralarında Mithat paşa’nın densizliklerini anlatırken şunları söylüyor: “Bu sıra devlet'in başında büyük gaileler vardı. Sırbistan ve Karadağ ile savaş halindeydik. Ruslar, savaş açmak üzereydiler. Tersanede toplanan yabancı devletler Ruslarla birlik olmuş, Sırbistan ve Karadağ’a toprak verilmesini, Bulgaristan’a muhtariyet adı altında İstiklâl tanınmasını istiyorlardı. Girit karışıktı. İstanbul bile her gün yeni bir karışıklığa sahne oluyordu; Mithat Paşa takımının Fatih ve Beyazıt medreselerinden ayaklandırdığı çömezler, Saray kapısına kadar geliyor ve «Yaşasın Kanun-u Esasî, Yaşasın Mithat Paşa» diye bağırıyorlardı. «Kanun-u Esasi» çıktığına, Mithat Paşa Sadrazam olduğuna göre, bunlara ne gerek vardı? Her gün yeni bir fitne ortalığı altüst etmekteydi. Giderek Mithat Paşanın tutumu da bana güven vermemeğe başladı. Bu dönemde bir savaştan o kadar çekindiğim halde, adım adım savaşa gittiğimizi görüyordum. Tersanede toplanan büyük devletler Hariciye vekillerinin konferansı, Devletimize verilmiş bir ültimatomla son buldu. Ya dediklerini harfi harfine yapacak, ya da Rusya ile savaşta karşı karşıya kalacaktık. Mithat Paşa, İngilizlerle Fransızların bizimle birlik olacaklarını söylerken; İngiliz Hariciye Vekili Salsbery, elçilikten gönderdiği özel bir memurla bana, “Ruslarla savaşı kabul ettiğimiz takdirde, hiç bir yardımda bulunamayacaklarını” açıkça bildiriyordu.
İyice bunalmıştım, fakat sabrederek olayların önüne geçmeğe çalışıyordum. Mithat Paşa, büyük devletlerle uyuşmaya yanaşmıyordu. Heyeti Vekile'de büyük devletlerin tekliflerini red etmeyi kararlaştırdılar; Bu savaş demekti. Kendisini hemen Saray'a çağırttım ve böyle, vebali ağır bir kararı büyük devletlere bildirmeden önce, Devlet ileri gelenlerinden bir umumi meclis toplamasını kendisinden istedim, İsteksizce kabul etti ve böyle yaptı.
Öyle yaptı ama el altından da istediği kararı almak için hazırlıklar yapmayı ihmâl etmedi. Nitekim kendisinden sonra ilk sözü, emmim Abdülâziz’in Hâl'inde işbirliği yaptığı, eski Sadrâzam Mehmet Rüştü Paşa (Mason E.K.) aldı ve «Erbab-ı namus için tek yol vardır, ben konferans tekliflerinin katiyen reddedilmesine taraftarım» deyip çıktı.
Bir toplulukta, eski sadrâzam gibi bir devlet büyüğü işi kahramanlık edebiyatına dökerse, gerisinin nasıl sökün edeceği bellidir. Karar, Mithat Paşanın istediği gibi çıktı. Osmanlı Devleti böylece, savaş halinde olduğu Sırbistan ve Karadağ' dan başka, Rusya, İngiltere, Avusturya - Macaristan, Almanya, Fransa ve İtalya ile de savaş haline girmiş oldu.”
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/7/2009 - Ergenekon, Masonlar, Çerkesler - 2

Erol KARAYEL - www.kafkasevi.com

OSMANLI'DA MASON FAALİYETLERİ
Fransa’dan İskoçya'ya kaçan Tapınakçılar tarafından bugünkü şekliyle örgütlenen masonluğun ilk yayılma alanı da İskoçya ve İngiltere oldu. Yüzyıllar boyunca yer altında faaliyet gösteren masonluk, İngiltere'de, dini otoriteye karşı giriştiği mücadeleden zaferle çıktığı kesinleşince, 1717 yılında "yer üstü"ne çıkarak varlığını tüm dünyaya duyurdu. Mason locaları bundan sonra  Kıta Avrupası'nda da hızla gelişti.[1]
22 Ağustos 1703 Çarşamba günü tahta çıkan Sultan Üçüncü Ahmed'in saltanat yılları, Osmanlıdaki Batıcılık hareketinin başlaması ve masonluğun Osmanlıya da sızmaya başladığı tarihtir. Gözlerin Batı'ya çevrildiği ve yalnızca ordunun ıslahıyla Avrupa'nın tekniğine ulaşılacağının hayal edildiği süreç o tarihlerde başlamıştır. [2]
Masonluk Osmanlı’ya beşiği olan İngiltere’den geldi. İngiltere Mason Locası Maşrık–ı Azamı (Üstadı) Lord Montagu Osmanlı Başkentine Büyükelçi olarak atandığı yıllarda (1716–1718) İstanbul’da masonluğun temellerini atmıştır. [3]
Osmanlı Devleti sınırları içinde ilk mason locası ise Lale Devri’nin zevk çılgınlığı içerisinde kurulmuştur. 1721 yılında Galata’da, Arap Camii civarında[4] Fransız masonlarına bağlı olarak açılan bu ilk locayı, kendisine humbaracılar kuvveti (Topçu Birliği) meydana getirmek vazifesi verilmiş olan ve sonraları "Humbaracı Ahmet Paşa" (1675-1747) olarak anılacak olan Kont dö Bonval adlı Osmanlıya sığınmış bir Fransız faaliyete geçirmiştir. Kont dö Bonval pek çok gayrimüslimin yanı sıra bazı gafil Müslümanları da locaya kayda muvaffak olmuştur. Bunlar arasında bilâhare Sadaret (Başbakanlık) makamına kadar yükselebilen Yirmisekiz-zâde Mehmed Said Paşa, matbaayı getiren Macar dönmesi İbrahim Müteferrika da vardır. [5]
Bu loca 1748’de I. Mahmud tarafından kapattırılmış ve Masonluk da yasaklanmıştır.[6]
Mason locaları tekrar III. Selim'in saltanatı döneminde (1787-1807) ortaya çıkarak yaygınlaşmıştır.[7]
Humbaracı’nın Fransız masonlarına bağlı olarak açtığı bu ilk mason locasını, daha sonraki yıllarda İngiliz, İtalyan ve Polonyalılar hesabına kurulan diğer mason locaları takip etmiştir. [8]
 
Osmanlı İmparatorluğu'nda İngiltere Büyük Locası'na bağlı olarak kurulan ilk loca ise "Oriental Lodge"dur. İstanbul'da Hollanda Konsolosluğu'nun karşısında kurulduğu anlaşılan bu locanın kuruluş tarihi belli değilse de 1856 yılına kadar faaliyette kaldığı[9] bilinmektedir. Öte yandan, İskoçya locasından izin alınarak Halep ve İzmir'de;
Bu localara bağlı olarak Hama ve Humus'ta;
Cenevre büyük locasına bağlı olarak İstanbul'da;
1784'te Polonya locasına bağlı olarak yine İstanbul'da bir loca daha kurulmuştur.[10]
 
Masonik faaliyetler Tanzimat dönemine kadar yaklaşık 100 yıl süreyle çok sessiz ve yavaş sürmüştür. [11]
***
FRANSIZ İHTİLALİ
Birinci bölümde de ifade ettiğimiz gibi 1789 Fransız İhtilali mason organizasyonudur.  Türk masonlarının yayın organı Mimar Sinan dergisi bunu açık biçimde söyle ifade etmektedir: "1789 Fransız İhtilali mason düşünürler tarafından hazırlanmıştır. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik ilkesini benimseyen İnsan Hakları Beyannamesi, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, Diderot gibi üstadlarımızın ilham ve irşadlarıyla yayınlanmıştır."[12]
Yine diğer bir masonik kaynakta, “Fransız Devrimi'ni ateşleyen ayaklanmanın planının, 1782 yılında Wilhelmsbad'da toplanan Büyük Masonik Konvansiyon'da yapıldığı iddia edilmektedir. Konvansiyona katılanlar arasında devrimin önemli liderlerinden Comte de Mirabeau da vardı. Mirabeau, Fransa'ya döner dönmez Konvansiyon kararlarının detaylarını Fransız locaları içinde organize etti”[13]  denilmektedir
***
FRANSIZ İHTİLALİNİN OSMANLIYA ETKİLERİ
Fransız İhtilali başladığında bu olayı Fransa’nın iç sorunu olarak gören Osmanlı Devleti’nde Avrupa ölçülerine göre bir adaletsizlik, eşitsizlik, siyasi ve sosyal bozukluk mevcut değildi. Bu dönemde Fransa’da Kral, kilise ve aristokrasinin halkı hiçe sayan iktidarı hüküm sürüyordu ve Osmanlı’da ise böyle bir manzara yoktu.[14]
Mason Organizasyonu “Fransız İhtilali’nin en önemli mesajı, milletlerin kendi kaderini kendisinin belirlemesi prensibinin uluslararası camiaya yerleşmesi oldu. Fransa’nın 1797’de Yedi Adalar’a el koyup Yunanlıları bağımsızlık için kışkırtmasıyla milliyetçilik prensibi ve ihtilalin önemi ancak anlaşılabildi. Osmanlı ülkesinde bu dönemde ihtilal yanlıları kahvehanelerde broşür dağıtıyor, hak, özgürlük ve eşitlik nutukları atıyorlardı.”[15]
Fransa, ihtilalden çok kısa bir süre sonra yayılmacı politikalar içerisine girdi. 1798’de Osmanlı ülkesi olan Mısır’ı işgal etti. Fransızlar gittikleri bütün yerlerde milliyetçilik akımlarını yayıyorlardı. Türkçe, Rumca, Ermenice’ye tercüme ettikleri milliyetçiliğe ve Cumhuriyete dair eserleri özel adamları Akdeniz adalarına gönderdi. Fransa’nın çabaları sonucu, önce Osmanlı milleti olan gayr-i müslim Hıristiyan teba, sonra da müslüman teba devlete karşı isyan etti. Fransızlar daha sonraları Cezayir’i işgal edip, bunun yanı sıra Mısır’da Kavalalı M. Ali Paşa’ya destek vererek, Vali’nin devletine karşı cephe almasına sağladılar.[16] Osmanlı ordusu Nizipte Kavalalı Mehmet Ali Paşa kuvvetlerine mağlup oldu. İki gün sonra da Kaptan-ı derya Fevzi Ahmet Paşa Osmanlı donanmasını Mısıra götürüp teslim etti.[17]
Rusya ise Balkanlarda Osmanlı aleyhine propaganda yaptığı gibi, Kırım’a girerek, Kırım’da yaşayan Türklere bağımsızlık vaad etmiş, girişmiş olduğu türlü entrikalarla Kırım’ı Osmanlı’dan ayırarak ilhak etmişti… [18]
Artık büyük devletler Osmanlı’nın içişlerine müdahale ediyor ve her taraftan Osmanlıyı çökertmeye çalışıyorlardı.
TANZİMAT DÖNEMİ
Osmanlıyı dağıtan uygulamaların tamamı devletin tepe noktalarına kadar sızan masonlardan geldi.
Babasının ölümü üzerine 16 yaşında tahta çıkmak durumunda kalan I. Abdülmecid’e tecrübesizliğinden istifade ederek 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı ilan ettirildi. Mason Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan ve okunan, Osmanlı Devletinin yıkılma ve yok olma devrine açılmış bir gedik olan Tanzimat Fermanı devlete ve millete çok pahalıya mal oldu. [19]
Sultan Mahmut’un açtığı ileri medeniyet yolu üzerine engel olarak oturan Tanzimat adamları, Avrupa’nın ilmini ve tekniğini almak yerine sathî taklitler üzerinde durdular. Böylece ilim ve teknikte ilerleme durdu. Avrupa’nın yaşayışına hayran olarak yetişen yeni nesiller taklit modasına kurban gittiler. Memleket şartlarını ve ihtiyaçlarını anlamadan rejim davasına kapılan tanzimat devri adamları, mason localarının yönlendirmesiyle daha sonra ihtilalci olarak gayr-i müslimlerle birleşmiş ve buhranları artırarak, devleti sarsmaktan başka bir işe yaramamıştır.[20]
Tanzimat Fermanı, dört husus gerekçe gösterilerek ilan edilmişti:
-         Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa meselesinde Avrupa'nın desteğini almak,
-         Avrupa'nın Osmanlının iç işlerine karışmasını önlemek,
-         Fransız ihtilalinin milliyetçilik etkisini azaltmak, 
-         Gayri Müslimleri devlete bağlamak. [21]
Ve bütün bu gerekçeleri oluşturan zaten masonlardı. İçerideki masonlar da bu gerekçelere istinaden Tanzimatı ilan ettiler.
1839 Tanzimat Fermanı Masonluğun Osmanlı topraklarında ilk ciddi çıkış denemesidir.[22] Belirttiğimiz gibi ilk mason locaları biraz daha gerilere gitmekle beraber pek etkili olamamış, iyi bir örgütlenme ve ciddi bir faaliyet içine girememişlerdir. Bu fermanı yayınlanmasından sonra İmparatorluğun yönetimine egemen olan masonlar, misyonları gereği modernleşmeyi dinden uzaklaşma şeklinde kurgulamış, şer’i hukuku dışlayarak sistemde boşluklar oluşturmak suretiyle planlı bir şekilde Osmanlı imparatorluğunun sonunu hazırlamışlardır.
Bir mason belgesinde Tanzimat şöyle ifade ediliyor: “Ruhunu Fransız Devrimi’nden alan Tanzimat Hareketi, o ruhun can damarı “Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik” ilkelerini, dinin ve otoritenin tek hâkimi olan Padişahın elinden söküp alamamıştır. Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik ilkeleri halk içindir; insanlar içindir. Ancak halkın bir kamuoyu oluşturabilmesi, o halka bu yolda öncülük edecek insanların varlığına bağlıdır. İşte bu insanlar nasıl Batı’da Masonlar olmuş ise, Osmanlıda da Masonlar olmuştur. Aydınlık Çağı’nı yaşamayan Osmanlıya geç de olsa bu çağı Masonlar yaşatmaya başlamıştır ”[23]
Tanzimat Dönemi, 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Şerif'inin okunmasıyla başlar,1876'da II. Abdülhamit'in tahta çıkması ve Meşrutiyet'in ilanıyla sona ermiş kabul edilir. Tanzimat çağının sadrazamlık(başbakanlık) yapan önde gelen üç siyasi lideri ise 1839-1855 döneminde Mustafa Reşit Paşa (1800-1858), 1850'lerin başından 1871'e kadar da Âli Paşa(1815-1871) ve Keçecizade Fuat Paşa(1814-1868)'dır.[24] Ve ne tesadüftür(!) ki ülkeyi yöneten bu üç ünlü devlet adamı da loca mensubu birer masondur.
Bu dönemde masonluğun ön plana çıkardığı asıl kişi Tanzimat Fermanı'nın mimarı olarak bilinen Mustafa Reşit Paşa’ydı. Reşit Paşa Paris'te altı kez olağanüstü elçilik yapmış ve altı kez de sadrazamlık makamına gelmiştir.
Masonik kaynakların bildirdiğine göre, Mustafa Reşit Paşa, ilk kez Londra'da masonlarla bağlantı kurmuş ve 1830'lu yıllarda tekris edilerek (Erginleştirilerek) örgüte katılmıştır.[25]
Reşit Paşa İngiliz elçisi Lord Stratford Canning'in samimi dostuydu ve bu dostluk da İngiltere'de Masonluğa girdikleri günlerden başlıyordu.[26]
İngiliz Elçisi Lord Staratford’un Sultan Abdülmecid'le de arası çok iyiydi, hatta özel görüşmelerinde neredeyse tüm isteklerini Sultan'a söylüyor, kabul ettiriyordu. Salt elçi değil, Osmanlı hükümdarının koruyucu meleği idi sanki. Kabine atamalarında bile etkili oluyordu. İngiliz gazeteleri aynen şöyle yazmakta sakınca görmüyorlardı: Sultan demek İngiliz Elçisi demektir![27]
Bu dönemde Osmanlı tahtında devlet idaresinde tecrübesiz bir padişahın bulunmasını fırsat bilen İngilizler harekete geçerek, Osmanlı Devletine tam destek olmak vaadiyle mason Mustafa Reşit Paşayı sadrazamlığa(Başvekilliğe) getirtmişlerdir(1846). [28]
Mustafa Reşit Paşa'nın, ünlü ateist Fransız düşünür Auguste Comte ile kurduğu yakınlık da ilgi çekicidir. Ateizmin ve din aleyhtarlığının doruk noktasında olan Auguste Comte, Mustafa Reşit Paşa'yı etkisi altına almaya çalışmış, hatta bu yakınlık Padişahın Reşit Paşa'yı ilk Sadrazamlığı döneminde görevden almasına sebep olmuştur. Şu sözler Comt’un Reşit Paşaya söyledikleridir: “Osmanlılar yakın bir gelecekte Tanrı yerine hümaniteyi benimsemek sureti ile bu büyük gayenin hedefine en kısa yoldan ulaşacaklarını göreceklerdir."[29]
Pozitivizmi ve diğer her türlü materyalist felsefeyi bir din gibi benimseyen masonluk, bunları önce elitlere, sonra da onlar aracılığıyla kitlelere empoze etmek için sistemli bir mücadele yürütmüştür.[30]
Masonluğun Osmanlı ve Türkiye içindeki misyonunu da asıl olarak bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Örgüt, bir tür "dine karşı propaganda ve din ahlakına karşı mücadele" birliği gibi çalışmıştır.
[31]
Pozitivizmi ve diğer her türlü materyalist felsefeyi bir din gibi benimseyen masonluk, bunları önce elitlere, sonra da onlar aracılığıyla kitlelere empoze etmek için sistemli bir mücadele yürütmüştür.
Türkiye Masonlarının yayın organı Mimar Sinan Dergisi'ne göre “Türkiye tarihinin en büyük Başbakanı Mustafa Reşit Paşa”, ilerleyen yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün öncüsü olacaktır.[32]
Yine Mimar Sinan dergisi, Mustafa Reşit Paşa'dan şöyle söz eder: "135 yıl önce Gülhane Meydanı'nda Hattı Hümayun'u tam bir cesaretle okuyarak insanlık ve millet yolunu aydınlatmak üzere yaktığı nurun aydınlığını hala görmekte olduğumuz büyük kardeşimiz Koca Reşit Paşa'nın hatırası önünde saygı ile eğiliyoruz." [33]
1839 dan 1856’ya kadar varılan batılılaşma süreci Osmanlıya sadece hesapsız borç getirdi. III. Selim, batı tarzı kalkınma modeli istemediğinden tek kuruş borç alamamıştı ama III. Selime verilmeyen borçlar, bu Tanzimat ricaline sebil edilmiştir.[34]
Mustafa Reşit Paşa ve yetiştirmelerinin, Osmanlı Devleti içinde kendilerinin yıllardır yapamadığı tahribatı kısa zamanda gerçekleştirdiğini gören İngilizler, Mısır meselesinin hallinden sonra Osmanlı Devletinin başına yeni gaileler açtırmakta gecikmediler. Mustafa Reşit Paşa, İngiliz ve Fransız desteğini alarak 4 Ekim 1853’te Rusyaya harp ilan etti. Ancak Osmanlı Devleti, Rusya ile savaş yaparken İngilizler, dünyadaki ikinci büyük İslam devleti olan Gürganiye Devletini yıktılar. Hindistan, İngilizlerin sömürgesi durumuna geldi.[35]
Türkiye masonluğunun bu birinci döneminde Masonlukla ilgili gelişmelerin belirgin hal almasının Kırım Savaşı yıllarında olduğu kabul edilmektedir. 1853 yılında başlayan Kırım Savaşı'nda Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerinde bulunan Fransızlar, İngilizler ve Sardunya Krallığı emrindeki İtalyanlar birçok loca açmışlardı. Yasaklanmış olmasına rağmen birçok Müslüman asıllı Osmanlı vatandaşı bu localardaki toplantılara düzenli olarak katılmışlardı.[36]
1856 ISLAHAT FERMANI VE MASONLAR
Tüm planlar Osmanlı’yı parçalamak için yapılıyordu. 1839 yılındaki fermanın ardından, 28 Şubat 1856’da mason sadrazam Ali Paşa Osmanlı Devleti’nin başına büyük sıkıntılar açacak olan ve gayr-i müslimlerdeki istiklal ateşini körükleyecek olan Islahat Fermanı’nı yürürlüğe koydu.
“Kırım Harbinin son yıllarında hazırlanan Islahat Fermanı Paris Antlaşmasının  imzalanmasından altı hafta önce bu tarihte, Bâb-ı Âlî’de bütün bakanlar, yüksek memurlar, şeyhülislâm, patrikler, hahambaşı ve cemaat ileri gelenleri önünde okunarak ilân edildi ve Paris Antlaşmasını hazırlayan devletlere bildirildi. Bilindiği gibi Kırım Harbi’nde, İngiltere, Fransa ve Avusturya Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’ya karşı desteklemişti. 1856 Paris Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa Devletleri birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islahat Fermanının esasları olarak Mason Ali Paşa  ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırılmıştı.”[37]
Bu ferman yayınlandığında, Fransız elçisi bile, “Osmanlı Devleti’nin bu kadar fedakarlıkta bulunacağını hiç ummuyorduk” diyerek hayretini ifade etmiştir.[38]
Nitekim fermanın ilanı üzerinden henüz bir yıl geçmeden ülkenin dört bir yanında isyanların patlak vermesi üzerine Ali paşa görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. Birbirlerine düşmanlık gösterilerinde bulunan, ancak Osmanlıyı batının kuklası yapmak gayesinde birleşen mason Mustafa Reşid ile mason Ali Paşa “biraderler”, oturdukları koltuğu nöbetleşe doldurarak devletin bu en önemli mevkiini ellerinde tuttular. [39]
Fermanın uygulaması pek çok yerde büyük tepki gördü. 1858’de Cidde’de ayaklanma baş gösterdi. Eflak, Boğdan ve Karadağ’da bağımsızlık hareketleri başladı.[40] Ali Paşanın bilhassa beşinci sadareti döneminde (1867) Belgrad’ı Sırplara teslim etmesi ve Girit’te hıyanet derecesine varan imtiyazları (ıslahat adı altında gerçekleştirerek adanın elden çıkmasına sebep olması), aleyhinde büyük bir infialin doğmasına sebep oldu. [41]
Osmanlı’nın 1856 Islahat Fermanıyla gayrimüslim tebaaya verdiği çok geniş haklara rağmen Avrupalı devletlerin isteklerinin ardı arkası kesilmek bilmedi.
Devletin içine düştüğü feci durum sebebiyle, üzüntüsünden tüberküloza yakalanan Sultan Abdülmecid 25 Haziran 1861'de vefat etti.
Sultan Abdülmecid devri, Sultan II. Mahmud’un açtığı yenileşme yolunun, Mason Reşit Paşa ve yetiştirmeleri eliyle bozulduğu ve Avrupa’nın her bakımdan taklide başlandığı bir devir olarak tarihe geçti.[42]
İngiliz Obediyansının dışında kurulan ilk yabancı “büyük loca” da Islahat fermanının hemen sonrasında 1857 yılında İzmir'de kurulan Grand Lodge de Turquie'dir. Fransa orijinli bu büyük locaya bağlı olarak her biri ayrı dilde faaliyet gösteren altı loca bulunuyordu. Türkçe olarak çalışan locanın adı "Orhaniye Locası"ydı. Türkiye'deki masonik yayınlar bu locayı ilk milli(!) Mason locası olarak kabul ederler.[43]
SULTAN ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE MASONLAR
Sultan Abdülmecid’in 25 Haziran 1861’de ölümü sonrasında tahta Abdulaziz Han çıktı. Sultan Abdulaziz'in tahta çıkması ile başlayan Avrupa ülkeleri ile iyi ilişkiler, masonlar için daha rahat faaliyet gösterebilme döneminin de başlangıcı oldu.
İlk resmi loca da 1861 yılında İstanbul’da Mısırlı Prens Abdulhalim Paşa tarafından kurulmuştur. Prens Abdulhalim masonluğa ilk olarak 1845 yılı civarlarında, Fransa’da Saint-Cyr’deki tahsîlini tamamlayıp memleketine döndüğünde intisâb etmişti. O sıralar Mısır tahtının meşrû vârisi idi.[44] Bu zatın iki oğlu Abbas Halim ve Said Halim Paşalar da masondu.
Prens Abdulhalim bu locaya Raşit Paşa, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Süleyman Paşa’yı da katmıştı. Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyükelçisi Sadullah Paşa, o dönemin ünlü gazetecisi ve edebiyatçı Şinasi Bey gibi birçok yazar, devlet adamı, gazeteci ve zengin Osmanlı tüccarları bu locanın aktif üyeleriydi.
Bu sırada devletin durumu son derece karışıktı. Malî sıkıntı son haddinde idi. Karadağ, Hersek ve Girit’te büyük bir karışıklık hüküm sürüyordu. Avrupa devletlerinin müdahalede bulunacaklarını anlayan Sultan Abdülaziz yayınladığı bir fermanla onların Tanzimat konusundaki endişelerini, nispeten, ortadan kaldırdı.
1862’de Karadağ bölgesinde çıkan isyanı serdar-ı ekrem Ömer Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu ile anında bastırdı. Mısırda son yıllarda Osmanlı Devleti’ne karşı bağlılığın azaldığının farkında olan Sultan Abdülaziz, bu bölgeye bir seyahat düzenlemişti.[45] Mehmed Ali Paşa’nın büyük oğlu İsmail, Hidivlik verâset kânûnunun değiştirilmesi ve dolayısıyla da kendisi ve neslinin Mısır’ın hükümdarları olması husûsunda Abdülaziz’i iknâ etmeye muvaffâk oldu. Fakat Bu durum tabiî ki Prens Halîm’in bir sonraki Hidiv olma ümidlerini suya düşürdü. Bunun üzerine tahtı ele geçirmek amacıyla yeğeni İsmâil’e karşı siyâsî bir kampanya başlatmak için mason localarını kullanmaya karar verdi. Hem Fransız hem de İngiliz üstatlarıyla işbirliği yaparak, 1867’de Fransız te’sîrindeki Mısır Maşrıq-ı A’zamlığı’nın ve Mısır Bölge Maşrıq-ı A’zamlığı’nın da üstâd-ı a’zamı seçildi.[46] Böylece, Osmanlı devlet politikasını etkilemek için Masonluk’tan doğrudan yararlanma girişimleri çağı da başlamış oldu.[47]
YENİ OSMANLILAR
1865 yılında Masonların kontrolündeki Yeni (Genç)Osmanlılar hareketi ortaya çıktı.[48] Yeni Osmanlılar, “devletin mutlakıyetten (Padişahın kayıtsız şartsız hakimiyetinden) meşrutiyet yönetimine (yasama yetkilerinin halktan seçilmiş Mecliste olması) geçmesini, Fransa’da yayılan çağdaş fikir ve akımların, Osmanlı’da da uygulanmasını istemekteydiler.[49] Montesquieu ve Rousseau gibi Fransız devriminin kavramcılarını benimsemişlerdi. [50]
Genç Osmanlıların görüşleri Türk aydınları arasında da giderek yaygınlaştı. Yeni Osmanlılar Beyoğlu’nda Fransızca olarak yayınlanan Courrier d’Orient gazetesini ilgiyle izlemekteydiler. Gazetenin sahibi ve yazarı Jean Pietri ile yakın ilişki içindeydiler.[51]
Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir.
[52]
“1867 ile 1869 yılları arasında, Müslümanların git gide daha çok Masonluğa girdikleri görülüyor. Bunda, genç Fransız avukatı Louis Amiable'in etkisi de olsa gerek: Louis Amiable, 1863'te kurulup Fransa Maşrıkı Azamı'na bağlanan Doğu Birliği Locası'nın 1865'te başkanı olmuştu. Louis Amiable, Osmanlı toplumunun seçkinleri arasında yoğun bir üye kaydı kampanyası başlattı, başarılı oldu. Doğu Birliği'nin 1865'te sadece üç Türk üyesi varken, 1869'da, toplam yüz kırk üç üyenin elli üçü Türk’tür.”[53]
Hareketin gerek fikir ve gerekse gizli çalışma safhaları, örgüte mensup kişilerden bazılarının Avrupa’ya kaçarak orada yürüttükleri açık faaliyetler ve nihayet Meşrutiyetin kuruluşuna varan çeşitli çalışmalar 1876 yılına dek sürer. Yeni Osmanlılar, özellikle de Avrupa’da Genç Osmanlılar adı altında anılacaktır. “Yeni Osmanlılar ya da Genç Osmanlılar olarak anılan kişilerin çalışmalarının ruhu nereden kaynaklanıyordu? Bu bir avuç insanın hemen hemen hepsinin de Mason oluşu, ülkelerine yönelik bir davada bir araya gelerek kenetlenmeleri ve aydınlığı hedef alan mücadeleler içine girmeleri, yalnızca bir rastlantı olarak mı değerlendirilebilirdi?” sorusunun soran masonlar cevabını yine kendi web sitelerinde veriyor: “Hayır! Bunun bir rastlantı olmadığını yalnızca en iyi bilen ve hisseden değil, kesin olarak böyle olması gerektiğine inanan masonlardır.”[54]
"Peki İngiltere, Fransa ve Avrupa'daki diğer büyük mason locaları niye Osmanlı topraklarında loca açma gereksinimi duydu?
Çünkü, Osmanlı topraklarındaki çıkar paylaşımı bu birlikteliği doğurmuştur. Localara seçilen isimler de yetkin isimlerdir ve bu isimler iktidara getirilecek ve büyük localardakilere diyetler ödeyeceklerdi. Bu durumda alış veriş tamamlanacak mıydı? Hayır, devam edecek seçilen yetkinler iktidarda kalabilmek için diyet ödemeye devam edecekler. Bu diyetler bağlı oldukları büyük locaların çıkarları doğrultusunda imtiyazlar olarak ödenecek; içeridekiler bu işbirliği sayesinde gücü ve iktidarı paylaşırken, büyük locadakiler de çeşitli haklar ve imtiyazlar elde edecekti.[55]
Abdülaziz Han 21 Haziran 1867’de Fransa, İngiltere, Belçika, Prusya ve Avusturyayı içine alan bir geziye çıktı. Sultanın bu gezisi genel barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Avrupa devletleri ile olan münasebetler iyileşti. Abdülaziz Han, gece gündüz çalışırken içte batı hayranı ve mason devlet adamları her türlü siyasi desiselerle nizam ve intizamın bozulmasına gayret sarf ediyorlardı. Hepsi mason olan Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Süavi gibi yazarlar halkı Padişaha karşı düşmanlığa teşvik ederken, Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşalar da Padişahı devirmenin hesapları içerisindeydiler.[56] Mason kuşatması altında bulunan Abdulaziz’in Başyaveri Mehmed Rauf Paşa, Başmabeyincisi Namık Paşazade Hüseyin Cemil Paşa bile birer masondu. [57]
14 sene 11 ay beş gün tahtta kalan Sultan Abdülaziz bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı çıktı. Döneminin önde gelen masonları Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da bu şahısların gerçek yüzlerini gördükten sonra kendilerine karşı sertleşmiştir. [58]
Abdulaziz Han’ı kontrol altında tutan mason birader Sadrazam Ali Paşa’nın 1871 Eylül’ünde ölümü ve yerine yumuşak başlı Mahmut Nedim Paşa’nın sadrazamlığa gelmesi Masonlar’da endişe meydana getirdi. [59]
Bu arada 1 Temmuz 1872’de Hasköy’de, Osmanlı ülkesindeki ilk Mason mabedinin temeli atıldı.[60]
20 Ekim 1872’de Osmanlı saltanat ve hilafetinin veliahtı Şehzade Murad (V. Murad) Ziya Paşa’nın etkisiyle Proodos (Terakki) locasında tekris edilerek (erginliğin tescili) mason oldu.[61]
Bu dönemde, mason olmak giderek aydın ve entelektüel olmakla eş değer kabul edilmeye başladı. Abdülmecid’in Murad dışında iki oğlu, Nureddin ve Kemaleddin de Masonluğa girdiler. Devlet Şurası Başkanı Edhem Paşa, Mısır Valisi Mehmed Ali'nin torunu ve Genç Osmanlılar hareketinin önderlerinden Prens Mustafa Fazıl Paşa,Hünkar Yaveri Mahmut Paşa, Mevlevi Şeyhi Ataullah Efendi, Polis Müdürü Said Mehmet, Müşir Fuad Paşa, Pertev Paşa, Raşit Paşa, Süleyman Paşa, Namık Kemal, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, “Gafil ne bilür” diye başlayan mehter marşının şairi ve Kafkas Cephesi kahramanı Ahmet Muhtar Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Şeyhülislam Hayri Efendi, Müderris Mahmut Esad Efendi, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyük Elçisi Sadullah Paşa,  Namık Kemal ve daha niceleri hep loca mensubu oldular.
Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşa gibi gözlerini iktidar hırsı bürümüş mason devlet adamları, 1875’te patlak veren Bosna-Hersek isyanı ile ardından çıkan Rus harbini fırsat bildiler. [62]
Masonlar kendi yayın organlarında o günleri şöyle anlatıyor: “Genç Osmanlılarla daha örgütün kuruluş yıllarında ilişkide olan ünlü devlet adamı Kardeşimiz Mithat Paşa, yabancı devletlerin müdahalesini kaldırmak, Meşrutiyetin gerçekleşmesini hızlandırmak için daha fazla beklenilmemesi gerektiğine işaret eder. Osmanlının özellikle de Avrupa kısmında koşullar, gitgide güçleşmektedir. Devlet borçları 10 yılda 25 milyondan 250 milyona çıkmıştır. Meşrutiyetin önündeki engel padişahtır. Mithat Paşa bu sırada Kabineye memur edilir. Seraskerliğe Hüseyin Avni Paşa(mason), Şeyhülislâmlığa ise Hayrullah Efendi(mason) getirilmiştir.”[63] Mithat Paşa, döneminde birçok Yahudi ve masonu devlet içersine önemli makamlara getirmiştir.[64]
Ülkede “meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin” oluşturduğu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa'nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru, saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılır ve Sultan Abdülaziz kansız bir şekilde tahttan indirilir.
Avni Paşa üç gün sonra, güvenlik gerekçesiyle saray bahçesine yerleştirdiği adamlarına verdiği emirle, Sultanın bileklerini kestirerek öldürtür. Hadiseye intihar süsü verilmeye çalışılır. Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü babası Sultan II. Mahmud Han’ın Çemberlitaş’taki türbesine defnedilir.[65]
***
MASON KUKLASI ŞEHZADE V MURAT
Abdulaziz Han’ın ölümü sonrasında Şehzade Murat, şimdi İstanbul Üniversitesi olan o zamanki Harbiye Nezareti binasında tahta geçirilir. Tarih 30 Mayıs 1876’dır ve herkes mutludur. Nihayet Osmanlı için konuşulan o tüm güzel şeyler, tasarlanan reform hareketleri ve nihayet Meşrutiyet hazırlıkları gün ışığına çıkacak, insanlar özledikleri o aydınlık ve hür ortama kavuşacaklardır.[66]
Mithat Paşa, Anayasa Tasarısı’nı hazırlamak işini ele alır. Genç Osmanlılardan Namık Kemal ve Ziya Paşa gerekli tasarıyı hazırlayacak komisyona memur edilirler.[67]
Murat tahta çıkalı henüz dört gün olmuştur ki, Fer’iye Sarayı’nda kapalı tutulan eski Padişah Sultan Abdülaziz’in, bir makasla “kol damarlarını keserek intihar ettiği” haberi gelir. Murat bu habere kahrolur. Zaten nazik yapılı bünyesi, müthiş bir ruhi sarsıntıya uğramıştır. Bu bir intihar mıdır, yoksa cinayet mi? Murat gerçeği ancak Hüseyin Avni Paşa’nın söyleyebileceğini bilir ama ne yazık ki hemen ardından o da öldürülmüştür. Abdülaziz’in eşlerinden birinin kardeşi olan Çerkez Hasan Mithat Paşa’nın konağını basmış ve tabancasıyla içerde toplantı halinde bulunan kabine üyelerinden önüne gelenin üzerine ateş açmıştır. Bazı paşalar, muhafızlar ve hizmetkârlar hayatlarını kaybederler. Bu olay da onu çok hırpalar. Sultan Murat buhrana girer. 1 Temmuz 1876 günü Sırbistan ve Karadağ, Osmanlıya savaş açarlar. Zaten sarsılmış olan Kabine, açıklara yeni nazırlar getirerek, askeri harekâtı düzenlemek zorunda kalır. Bütün bu karmaşa içinde Murat iyice bunalmış, ruhi çöküntüye uğramıştır. Bu durumda tahta geçecek tek isim II. Abdülhamit’tir. Nitekim 31 Ağustos 1876’da Osmanlı tahtına çıkan Abdülhamit, top sesleri eşliğinde tebrikleri kabul edecektir. [68]
MASONLARIN YÖNETİMİNDEKİ TANZİMAT DÖNEMİ(1839-1876) NE GETİRDİ?
Gerek 1839 Tanzimat ve gerekse de 1856 Islahat fermanıyla devletin çöküşünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araştırılmadan, bazı batı kuruluşlarını ve anlayışını devlete getirmekle devletin kurtarılabileceği dikte edilmiş; din, devlet ve toplum hayatından tamamen çıkartılmaya çalışılmıştır. Yayınlanan fermanlarla toplum ve devlette derin yarılmalar oluşmuş, İslami dünya görüşü ve bu anlayışla kurulan kuruluşların paralelinde bir de batı taklitçisi kuruluşlar türemiştir. Bu iki ayrı görüş ve kuruluşlar arasındaki çatışmalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çıkmış, çöküşü önleyeceği düşünülen ıslahat fermanları tam tersi yönde sonuçlar vermiştir.[69]
Masonların yönetimi ellerinde tuttukları bu dönemde “Batı'nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara ihtiyaç duyan Osmanlı Devleti, bunları ancak batı devletlerine çeşitli imtiyazlar tanımak koşuluyla elde edebilmiştir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanlı topraklarına giren yabancı sermaye ve yatırımları, sahip olduğu imkan ve güçle yerli sanayii büyük ölçüde öldürmüştür. Böylece Osmanlı Devleti yarı sömürge bir devlet haline gelmiş, bütün ekonomisi ve zenginlik kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir.”[70] Müsebbibi şüphe yok ki mason yöneticilerdir.
Gelecek Bölüm: 1. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Masonlar

[1] http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD3.html
[2] Milli gazete, 11.02.2000’den http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/
[3] Mustafa Bekaroğlu, Yeni Mesaj, 9.01.2006
[4]Mustafa Armağan, On soruda Türkiye’de Masonluk tarihi, http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1062
[5] Milli gazete, 11.02.2000’den http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/
[6] Mustafa Armağan, On soruda Türkiye’de Masonluk tarihi, http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1062
[7] İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar
[8] Milli gazete, 11.02.2000’den, http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/
[9] Harun Yahya, Türkiye’de ilk mason ve ilk loca, http://us2.harunyahya.com
[10] Halil Sami, Masonluk, http://www.kimdensin.com/mason/halilsami.html
[11] Araştırma Dergisi, sayı: 21 (Temmuz 2003) sayı:36
[12] Mimar Sinan, sayı 6, s. 66.
[13] Michael Howard, The Occult Conspiracy: The Secret History of Mystics, Templars, Masons and Occult Societies, 1.b., London: Rider, 1989, s. 64’den Harun Yahya, Yeni Masonik Düzen, http://www.harunyahya.org/kitap
[14] Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/
[15] Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/
[16] Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/
[17]Abdülmecid Han, http://ansiklopedi.bibilgi.com/Abd%C3%BClmecid-Han
[18] Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/
[19] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[20] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[21] Osmanlı Devleti dağılma dönemi, http://tr.wikipedia.org
[22] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[23] OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr
[24] Tanzimat, http://tr.wikipedia.org/wiki/Tanzimat
[25] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[26] İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar
[27] Eski ve Yeni "Tanzimat Elçileri" ,NusretOtyam, http://www.yasamdersleri.com
[28] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[29] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[30] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[31] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[32] Masonluğun İçyüzü 4, Araştırma Dergisi Sayı:21 (Temmuz 2003),sayfa 36.
[33] Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10
[34] Cumhuriyetin 70. Yılı AYDINLAR KONUŞUYOR, http://www.kutuphanem.com/bilgi/arsiv2
[35] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[36]  Masonluğun İçyüzü 4 ,Araştırma Dergisi Sayı:21 (Temmuz 2003),sayfa 36.
[37] Kemal Gözler,  “Islahat Fermanı”, www.anayasa.gen.tr/islahatfermeni.htm; (01.06.2009)
[38] Âlî Paşa, http://savastarihi.com/2008/12/devlet-adamlari/ali-pasa
[39] Ali Paşa (Mehmed Emin), http://www.nedirbilelim.com
[40] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[41] Ali Paşa (Mehmed Emin), http://www.nedirbilelim.com
[42] Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156
[43] Harun Yahya, Türkiye’de İlk Mason ve İlk Loca, http://us2.harunyahya.com
[44] Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk, Kerim Wissa, Türkçesi: Yusuf Hanîf, http://www.darulhikme.org.tr
[45] Abdülaziz, http://www.turksultans.com
[46] Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk, Kerim Wissa, Türkçesi: Yusuf Hanîf, http://www.darulhikme.org.tr
[47] Osmanlı ülkesinde ilk Mason mabedi, Orhan Koloğlu ,Sabah gazetesi 15/03/2005
[48] OSMANLI SİYASAL HAYATINDA MEŞRUTİYET VE MUHALEFET, http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/I3.pdf
[49] OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr
[50] Genç Osmanlı, http://tr.wikipedia.org/wiki
[51] OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr
[52] OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr
[53] İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar
[54] OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr
[55] http://www.atb-europa.com/Atb-News_-_file_-_print_-_sid_-_974.html
[56] Abdülaziz Han,biyografi.net
[57] Atatürk, mason localarını kapatmıştı, http://arsiv.zaman.com.tr/2002/08/28/haberler/h14.htm
[58] Abdülaziz, http://www.kimkimdir.gen.tr
[59] Türkiye’de Masonluk, Orhan Koloğlu, Sabah gazetesi 15/03/2005
[60] Türkiye’de Masonluk, Orhan Koloğlu, Sabah gazetesi 15/03/2005
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

SON SÖZ HENÜZ SÖYLENMEDİ...

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım
diyne
zemheridebirgul
adigecalej
feyza55
dmaze
sesej
kafkaselsanatlari
vavi